7 Ağustos 2009 Cuma

off warryyyaaa!

gerçekten yyea.


gece çılgınlar gibi uyurken acayip gürültülü psikopatsal seslerle uyandım.
evet.
fırtına.
amaa, nasıl bir fırtına. balkonumdaki nesneler sağa sola uçuştu. (nesneler de uzun, çivili tahta parçaları. ben çok severim çünkü uzun çivili tahta parçalarını, balkonumda tutarım.) sonra balkonda bir kaplumbağa beslediğimi hatırladım. "oha kesin uçmuştur o, ölcek ki o çünkü." diye düşündüm. çıkamadım balkona çünkü uzun çivili tahta parçaları fields forever. neyse, çıktım sonra. üzerimden araba olduğunu düşündüğüm birşey uçtu, ve uzaklaştı. caminin minaresi havada 4 dönerken karşı balkondan bir kadın aşağı savruldu. pardon, yukarı savruldu. balkonda güçlükle ilerlemeye çalışırken uzun çivili tahta parçalarından biri tam boynuma saplandı. elimle tuttum, çektim, çivi içerde kalmıştı ama hayvanı kurtarmalıydım. etrafa baktım, gözlerime adeta birer iğne gibi saplanan yağmur damlalaları yüzünden önümü göremiyordum. ilerledim, ve kaplumbağayı buldum. hemen alıp koynuma sakladım. ben tam içeri girecekken enseme çarpan bir bariyer parçası beni yere serdi. güçlükle sürünerek odama girdim. hayvana güvenli bir ortam sağladıktan sonra uyudum.

fotoğrafı enseme bariyer çarpmadan önce çekmiştim. öyle.

5 Ağustos 2009 Çarşamba

limon.


saat 02:43.

hadi ya, nerden duydun ki?

9.

bugün melike, hüseyin ve ben esra'nın çalıştığı kafeye gittik.
orada esra'nın annesi bize kahve falı baktı. uzaklardan mutlu bir haber gelecekmiş. kalbim boşmuş. bir kelebek konmuş ama henüz çok da önemli değilmiş. kelebek nedir lan? gey mi yani? gey biri mi var kalbimde?
neyse.
sonra cepa alışveriş merkezi'nin önündeki kelime oyunlu eğlenCEPArk denen yere gittik.
kıreyzi dense bindik. çalıştı, durdu, çalıştı, durdu. biletler teslim edildi. eheyeyeley!
daha sonra bitane psikopat bi alet var, yuvarlak, kendi çevresinde dönüyo, bir de salıncak mantığıyla sallanıyo, ama sallanırken dönüyor. (gülerken düşündürmekten daha beter bişey.)
ona bindik.
hüseyin ve esra'yı zor ikna ettik.
sonra çılgın korumalı koltuklar kilitlendi. makine çalışmaya başladığı an sırf aşağıdaki kararsız bakışlara götlük olsun diye hayvani çığlıklar attım. sonra 90 derece yaptı alet. ben "360 ulaaaaaaaaaaaaaağan!" diye bağırsam da, 90'dan yukarı çıkmadı. aşağıya yaklaşırken "canını seven kaçsııaaan burda ölücaaaaaaaaaz" diye bağırdım. aşağıdaki küçük çocukların korku dolu bakışlarını gördükçe daha da abarttım. "kolum koptuuu, tanrı aşkına durdurun şu aleti, koluum, ooovgaaaaaad" diye bağırdım. bir de aşağıda fotoğraf çeken bir görevli vardı. objektifin hedefi olduğumu farkettiğimde poz vermeyi de ihmal etmedim. sonra bu güzel kandil akşamında, allağın hakkının da üç olması sebebiyle, iki kere daha bindik. çoggüzelan ama. bir de en tepedeyken "ov ye maaaaaaaan" diye bağırmak çok eğlenceli oluyor.

benim hayvansı bir midem var bence. hiç bulanmadı. bana orayı sabahtan açsınlar, akşama kadar inmem lan.
eheey.
sonuç olarak
eğleCEPArk'a puanım
doooghkuuuz!


4 Ağustos 2009 Salı

ersin başgan.

geçen gece üç müydü neydi saat, ersin karabulut'la konuştum. he, aradı beni. uyuyamamış.
feysbukta lan.
online idi. "hey" dedim. "hey ben de" dedi.
böyle 5 dakikadan az bi süre konuştuk.
naber?
söyliyim dedim.

baba?


dün akşam reyyan ve sena bize geldi.
çünkü bugün havuza gidecektik.
babam akşam "sabah 9'da kapının önünde hazır olun." dedi.
biz de "he tağam evet hığhı." filan dedik. sonra sabah 6'da falan uyuduk. rezervuar köpekleri'ni izledik ama ben uyuya kaldım. sonra uyandım. yani filmi 2'de falan izlemiştik zaten. önemli bir ayrıntı değil ya, boşverin. sabaha karşı reyyan'ın iki kere boğazına beypazarı kurusu kaçtı.
sonra;
uyuduk.
uyandığımda saat dokuz buçuktu."saat dokuz buçuk lan!" dedim.
babam gitmiş.
annemse bizleri uyandırmamış.
prensipler falan. evet. işte benim böyle bir ailem var.
reyyan'ın abisi götürdü sonra bizi. annem "ooğv tanrım, başardılar..." der gibi baktı.
sonra amele gibi yüzdük filan.
biz anGaralılar, suyu severiz.